sexandthecityi izledim bugün. film kendi branşı için bile o kadar kötü ki, evler kıyafetler saçlar kadınlar çirkin. fakat kendi giyinme odaları olan ve ayakkabıları kutuda durmayan kadınları kıskanıyorum. aslında tam buraya bu filmi izlerken aklımdan geçenleri, hatırladıklarımı, falan yazacaktım. hatta yazdım da. allah için çok da güzel yazdım:) ama tam da gönderecekken 7-8 gün önce gelen bir mail aklıma geldi sildim hepsini. isimsiz yorumları, isimsiz mailleri ve tabii ki negatif olanları çok da önemsemediğimi sanıyordum. bir isimsiz yüzünden benim tecrübelerimden, fikirlerimden, tespitlerimden, çözümlemelerimden mahrum kaldı koca bir kitle buna da üzülüyorum şimdi ama sildim bitti bir daha da yazmam.
şu başlıkta kullandığım şarkı da cuma akşamı işten dönerken radyoda rastladığım eski bir sezenaksu şarkısıdır. rastlayınca hatırladım dinliyorum bu ara. buna rastlayana kadar serdarortaç , demetakalın falan dinliyordum. açıklama ihtiyacı duydum birden.
işe gitmek için aşağı indiğimde arabamın altında böyle arka sol tekerin kenarına kıvrılıp yatmış bir köpekçik(1)varken ben öldürmeyen ama tedirgin eden bir korku duyarak arabaya max. yaklaşıp olabildiğince sessiz olmaya çalışarak(2)kilidi açar açmaz kapıyı açıp köpeği de görüş alanımdan çıkarmayarak kendimi içeri atıyorum. düşünün nasıl sekiz oluyorum sabahın köründe. kilitin sesi ve kapının açılma sesini duyan köpekçik(3) mahmur mahmur gözlerini açıyor. gayet ağır hareketlerle arabadan uzaklaşıp karşı kaldırıma geçiyor duvar kenarına kıvrılıp uykusuna devam ediyor. hafta içi her sabah. geçen cumartesilerden birinde elinde sırt çantamız(4)taaa dış merdivenlerin oradan yani neredeyse 1000km uzaktan kapı kilidini üstelik anahtarı tutan elini arabaya uzatmadan gürültüyle açan sevgiliye(5)düşüncesiz olduğu köpekçiğin(6)de hafta sonları geç kalkmaya ihtiyacı olduğunu buna saygı duyması gerektiğini izah ederken biraz aksi olabiliyor insan. ama yani asmadan önce bu bünye en son ne zaman yalınayak toprağa basmış bi sor öyle karar ver üstelik sabahın körü ve cumartesi diyorum.
peki aynı cumartesini takip eden pazartesi sabahında cumartesiyi ödüyoruz diyerek anahtara el koyup ikimizi de taksiyle işe götürmeye ne demeli. kesinlikle benim fikrim değildi.(7) -------- (1) buradaki -çik ekine "sevimli bir ufaklık"tan ziyade "dana kadar ama neticede masum zavallı hayvan, yazık ya" hissi duymamıza neden olduğu için teşekkür ediyorum hakkıdevrim izin verirse. "bu sıcaklarda nereden su buluyordur bunlar susadığı için mi dili dışarıda uyuyor yahu" düşüncesini de bir saniyeliğine de olsa beynimizden geçirebilirse eklerin kralıdır gözümde. (2) tezim şu; arabaya yakın mesafeden ve kolunu uzatarak kilidi açarsan kilit açılırken daha az ses çıkartır. üzerine tartışmam. tez diyorsam mütevaziliğimdendir. (3) =(1) (4) sevgilim var ve biz birlikteyken her nesne - miz, -mız ekleri alır. ama çantayı taşıyan sırt benimki değil. (5) daha önce de söylemiştim sevgilim var. birbirimize sevgilim diye hitap ediyoruz üstelik ileride dubai'de yaşayabilme ihtimalimiz sıfır değil:) (6) k nın yumuşaması yanıltmasın sizi hala (1)=(3)=(6) (7)bu fikir benim fikrim olabilirdi fakat kredi kartıyla benzin alıyorken taxiye nakit vermek bana göre değil. o paraya acırım. cimri değilim ve evet kredi kartıyla para harcıyor gibi hissetmiyorum rahatım.
günlerdir yazmayışımın sebebi, hiç yazasım olmadığını yazmak istemememdir. bu cümle derdini anlatabiliyor olsa da teknik olarak yanlış oldu gibi sanki. 2. nin de tutulur tarafı yok ya neyse. buraya kadarmış.
*Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz... Hiçbirşey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...
Journal Entry: Sat May 28, 2005, 9:48 AM geldim de iyi mi ettim bilmem"yoğurt mu bu üflüyorsun" demişti bir zamanlar güzel cümleler kuran bir bedevi. hayatım ota boka üfleyerek geçti desem yalan olmaz belki de daha yolu yarı lamadan nefessiz kalışım ondandır. belki de çok nefes nefese yaşayıp payıma düşen oksijeni bitirmişimdir. kararsız mıyım ben? evet bu kararsızlık beni çok yoruyor. çok önemli şeyler için yazı tura atasım var. içimdeki orkestradan bir ses "yazı gelirse bekle tura gelirse bütün 1yeni kuruşları balkondan aşağı fırlat" diyor. içimden başka bir ses de "rahat ol su yolunu bulur" diyor. bir dış ses "üzme beni" diyor ben "allah kahretsin" diyorum. annem "bela okuma" diyor. ben sustum herkes sussun.
o kadar zaman geçmiş bu yazı dün yazdığımdan daha taze daha güncel ya aferin bana.